Ana sayfa İletişim adresi Abonelik

“çay” kısa film…

17/02/08 Pazar sabahı yaptığım kısa film..

İsimsiz / 21 Şubat 1999,Pazar

Sadece 1. Blümünü yazabilmişim…

 

Güneşin ilk ışıklarına gözlerini açan insanoğlu çalışmaya başlar nedense… Nedense o ilk ışıkların keyfi hep sıkış tepiş otobüslerde yaşanmaktadır. Belki keyif bile değildir artık yaşanamayan artık anlar.

Hayat acı bir ilaç olmuş, zevk alınamaz bir hale gelmiş, güneş her zaman ki gibi doğmuş, rüzgar her zaman ki gibi esmiş, yağmur yine sevgilileri ıslatmış…Ayrı olan sevgilileri, ayrı yerlerde, ayrı zamanlarda….Akşam iş dönüşleri beklenir olmuş, kapılar açıldığında bir tebessüm beklenmiş, sıcak bir dokunuşun yerini almış, ayrı zamanlarda,ayrı ayrı yaşanan her bir an. Rahat olmak için vazgeçmişiz birbirimizden.

Zaman böyle başlamış, insanoğlu ne zaman az ile yetinmemeyi öğrenmiş, ne zaman ki onlar gibi olmak istemiş, iş bitmiş yaş yetmiş… İş bitmiş dedik ya korkmayın…Aşk yetmişinde başlar zaten,güzelliğin yerini alan şirinlik, çirkinlik, eşitliktir artık. Silahlar atılır, aynen doğumda ki gibi çıplaktır ve eşittir insanoğlu.!

Gerçekler yetmişinde başlar ama birde yetmişten öncesi var tabi ki.

Bakın neler oluyor o yıllarda. Saymaya başlayın yılları,yetmişten yediye doğru…Evet ilk okul yılları sizleri bekliyor.

Şu top oynayan çocuk,ip atlayan kız değil mi ilk aşkınız?

Evet işte onlar. Ayşe,Fevzi,Gül,Kaan,…

Onlar değil mi tüm saflıklarına,gelişmemiş kişiliklerine rağmen acı çektirenler.

Evet onlar, çocukluk aşklarınız. Olgunluk birlikteliklerinizin katili, en derin yaraları açan bir veba,bir salgın,vurgun çocukluk aşklarınız…

Hangi aşkınızda yaşadınız acaba,çocuk olduğunuz dönemlerde ki hazzı.

Her ne olursa olsun çocukluk aşklarıdır,aşkların katili!

Bana inanmayanınız varsa hemen bir analize girişebiliriz. Tabii ki “Bölüm iki” de…

Hazırsanız başlayabiliriz…

Biri işte, önemsiz!

Evrende, Samanyolu galaksisinde, dünyada, Türkiye’de, İstanbul’da, Gaziosmanpaşa’da, Haydarpaşa mahallesinde… Kısa şortlu, bisiklet tepesinde, ayva ağacında, yalnız olan ben…

Yine aynı yerde ve herkesin gözü onun üzerinde. Mini etekli, güzel gözlü, öğretmenin kızı, herkesin peşinde olduğu o..

Sanki bir panayır yeri gibi. Tüm hünerlerini itina ile sergileyenler. Ve uzakta duran ben. Elinde buruş buruş olmuş bir kağıt parçası. Kalbinde kıyametler, fırtınalar… O kağıt asla verilmedi. Korku, güvensizlik terk etti aşkı hep. Terden sırılsıklam oldu, “seni” ve “seviyorum” kelimeleri karıştı birbirine.

Günlerce, aylarca, senelerce sürdü bu. Hergün, bir önceki günün kopyası sanki. Hiçbir şey değişmedi, üzüntüler yıkıntılar dışında. Biri hep sevdi, aşık oldu. Diğeri hiç görmedi, bakmadı, fark etmedi…

Şimdi doğum günü onun.

Can sıkıntısından…

Bir kibrit sesi aydınlatır karanlık hayallerle dolu karanlık odayı..Sonra o dünyanın en büyük aşıkları bir kez daha karşılaşırlar. Ve kibrit kavuşur karanlıklarda sigarayla. Kibrit erkek, sigara dişidir. Kibrit söner ve ateşini bırakır ebedi aşkına.

Büyük bir aşktır bu, Sevişmeleri kısa sürer, ama hazları doyumsuzdur. Bir başka bedende görüşmek üzere son bir kez öpüşürler. Hüzünlü değildir ayrılışları… Onlar ayrılmayacaklarını bilirler. Son buluşma yerleri kül tablasında ikisi de katledilmiş aşıklar gibidir ama mutlu gülümsemelerini kaybetmezler…

Mutluluk kısa bir süre sonra onları bir araya getirir. Dudaklarda dolaşan “onlar” başkalarının aşk acılarında açan çiçeklere benzerler. Üstlerine damlayan bira damları, sevişme sonraki tende ki terdir.

Dünyanın en umursamaz iki aşığı… Ne parasızlık, ne yokluk, ne sevinç ilgilendiriyor onları. Durmadan sevişiyorlar…

15 Şubat, başlayalım artık…

Uzun süren teknik bir mücadelenin ardından sonunda buradayım. Artık buradan devam edeceğiz, aklınıza mukayyet olun :)